DRAWEST
Welcome! Don't have an account? Sign up now.
Navigate
Notifications
← Siyah Beyaz
Chapter 1.0 - •1•
Artist: ashurethecreator
41
Reading Settings
Mangaka/Author's Note:

😞🙏🏿

===

Ergenliğini doruklarında yaşayan insanların arasında kendimi bastırmış, arka plana atmıştım hep. Bunun eseri de 25'lerinde bekar kalmış bir kız. Yani ben.

Hiç bir zaman kendimi göz önünde tutmadım. Hoşuma da gitmiyordu zaten. Başıma bela açmaktansa başına bela açanları izlemeyi tercih etmişimdir.

Ve aşka olan inancım onun sayesinde yok olmuştu. Çok komik gelebilir. Ne yaşatmış olabilir ki bana? Bende bilmiyorum ki. Bağlanmak demek böyle bir şeymiş. Kendimi onun havasına kaptırmıştım. Gözüm kimseyi görmüyordu o zamanlar. Böyle olacağını bilseydim ondan vazgeçerdim, sanırım. Silebilir miydim onu?

Şimdi doğru düzgün işi olmayan, annesinden başkası olmayıp annesine bakan bir kızım ben. Liseden mezun olduğumda sınava annemin hastalığından dolayı girememiştim. Bu beni o zaman üzmemişti çünkü okumakla uğraşmak istememiştim. Ama şimdi bakıyorum da keşke okusaymışım. Tüm 1 senemi onun peşinde koşmakla harcamıştım. Keşke koşmasaymışım. Keşke birileri beni aydınlatsaymış. 

-Talya

===

Gene güzel olduğunu düşündüğüm ama iğrenç olacak günlerden biriydi. Sabahın köründe otobüs durağında beklerken bizim kızlarla yazışıyordum. Sarmayınca kulaklarımı takıp müzik dinlemeye başladım.

Okula vardığımda Pelin ve Lâl beni kapıda bekliyorlardı. Yani sanırım. Yanlarına gittim.

"A bu mu gelmiş?"

Lal'in tavrı hiç hoşuma gitmiyordu ama bir şey de diyemiyordum.

"Sana da günaydın Lâl. Başkasını mı bekliyordunuz?"

"Yo seni bekliyorduk zaten. Hadi siz içeri girin ben biraz daha dışarıda duracağım."

Dedi Pelin. Merak etmedim de değil.

"Peki."

Diyerek uzaklaştım.

Lâl ile sınıfa doğru gidiyorduk ki bir an durdu. İki dakikalığına tuvalete gelmemi söyledi. Ne olduğunu tam olarak anlamamıştım ama itiraz etmeden içeri girdim.

"Talya, Pelin artık seninle konuşmak istemediğini söyledi."

"Nasıl anlamadım?"

"Salağın tekisin, hala anlamıyorsun. Senin Joseph'ten hoşlandığını biliyor. Pelin ilk anladığında sinirleri bozuldu. Bunu senden beklemiyordu. Bir daha konuşma onunla. Ona bunu bile bile, yalan söyleyerek nasıl yaparsın? Etrafımızda görmeyeyim seni, tamam?"

İşte o an gözlerimin dolduğunu hissettim. Benim küçüklükten beri arkadaşımdı Pelin. Joseph, ben, Joseph'ın abisi ve Pelin dörtlü bir arkadaş grubuyduk mahallede. Ve Pelin Joseph'tn deli gibi hoşlanıyordu. Arkadaşlığımız bozulmasın diye ona Joseph' a olan hoşlantımdan hiçbir zaman bahsetmedim. Lal'in aramıza katılmasıyla Pelin'le aram açılmıştı. Lal de değişik bir şeyler olduğunu seziyordum ancak dile getirmekten korkuyordum. Pelin sırf aynı kişiden hoşlanıyoruz diye benimle arkadaşlığını mı bozacaktı yani?

Bir şey demeden tuvaletten ayrıldım. Göz yaşlarımı silip kendime geldim.

Resim atöylesinin önünde durdum. Yolun ortasında kalakalmıştım. Normalde buralarda kimse olmazdı. Boş zamanımda buraya ders çalışmaya gelirdim. Kapının karşısındaki camdan tüm bahçe görünüyordu. Camda dikilir Joseph'ı izlerdim. Hep bahçede arkadaşlarıyla oturur konuşurlardı.

Camdan dışarı bakarken bir anda birinin omuzuma dokunduğunu hissetim. Döndüğümde karşımda Joseph'ı görünce irkildim. Rüya mı görüyorum acaba?

"Pardon, Resim kulübüne alımlar devam ediyor mu?"

"Şey bilmiyorum."

"Teşekkürler. Kusura bakma rahatsız ettim."

"Ne rahatsızlığı canım sorun değil her şeyi sorabilirsin bana."

Delirdin mi Talya ne diyorsun sen? Canım ne??

"Hmm Peki."

Diyerek sırıtarak atölyeye girdi.

Anın şoku ile saçmalamıştım. Uzun zamandır ilk defa diyalog kurmuştuk. Omzuma dokundu, omzuma. Kalbim patlamak üzereydi . Atölyenib önündeki tabureye oturup Joseph'ın atölyeden çıkmasını bekledim. Benim zaten resime ilgim vardı ve kulüpteydim de. Ancak 2 grup şeklinde olduğu ve 1.grup dolduğu için o çıktıktan sonra bende gidip onun olduğu gruba geçicektim.Onu daha çok görmek ve onunla biraz olsun yakınlaşmak istiyorum. Bende grubumu değişince sınıfa geçtim.

Sınıfa geldiğimde herkes bana bakıp fısıldaşıyordu. Dün halsiz ve hasta olduğum için gelmemiştim okula. Acaba dün bir şey mi olmuştu? Joseph'a baktığımda bana bakıyordu. Kalbim duracak gibi oldu. Bana gülümsedi. Ne yapacağımı bilemedim. Bende ona gülümsedim. O sırada arkamdan biri fısıldadı.

"Talya sana bir şey sorabilir miyim?"

"Hey! Ödümü kopardın Efe ne oldu? Sor."

Efe Joseph'ın en yakın arkadaşlarından biriydi. 4. sınıftan beri aynı sınıftaydılar. Gülerek,

"Joseph'a aşıksın sen değil mi?"

"Hey sessiz ol. Sen bunu nerden biliyorsun"

Diyerek sınıftan dışarı çıkardım.

"Dökül bakayım kim anlattı?"

"Pelin'le Lal dün günlüğünü herkesin önünde okudular sen neredeydin? Hem şimdiye kadar çok belli ediyordun."

Hayır hayır hayır günlüğümün onlarda ne işi var. Umarım Joseph orda değildir.

"NASIL YANİ, PEKİ JOSEPH DUYDU MU?"

"Hey biraz sessiz ol. Ve evet hem de en başından beri ordaydı."

Bir an her şey durmuştu resmen o benim ondan hoşlandığımı, onun hakkında yazdığım düşüncelerimi biliyordu . Az önce o yüzden bana öyle davranıyordu demek ki. Kulaklarımın kızardığını hissetmiştim.

Günlüğü 4. sınıfın başından beri yazıyordum sadece Joseph'la alakalıydı. Kim bilir benim hakkımda neler düşündü.

"Hey Talya kendine gel, ne daldın öyle? Ağlamayacaksın değil mi?"

"Oh, özür dilerim saol. Ne ağlaması?"

Yalandan gülerek sınıfa girdim.

Demek ki sınıftakiler o yüzden bana öyle bakıyorlardı.

O kadar utanmıştım ki hiç kimsenin yüzüne bakamadım. Defteri yazan benle sınıftaki ben çok farklıydık. Defteri tüm içten duygularımla yazmıştım. Sınıfta ise sessiz sessiz oturan inek kızdım ben.

Sırama oturup kafamı masaya koyup bekledim. Birazdan ders başlayacaktı.

Bugün niye bu kadar berbat bir gün?

Derste Joseph sürekli bana baktığı için odaklanamamıştım. Normalde ondan hoşlanan kişilerle ilgilenmez ve kalplerini düşüncesizce kırardı. Bana öyle yapmasını istemiyordum.

Teneffüste kantine su almaya indim. Kendimi takip ediliyormuş veya izleniyormuş gibi hissetmiştim. Arkama baktığımda Joseph arkadaşlarıyla oturuyordu ve bana bakıyordu. Bana el salladı ve arkadaşlarına dönerek gülüştüler. Bu çocuğun nesi var niye böyle yapıyor. Beni kalpten götürmeye çalışıyor herhalde. Eğer oynayacak biri arıyor ise buna izin vermeyeceğim.

Tüm gün Joseph'ın rahatsız edici bakışlarıyla savaşmıştım. Çıkışta eve dönerken aynı otobüsü kullanıyorduk. Garip ve ilgili hareketlerine rağmen yine beni görmezden gelmişti. Ne bekliyordum ki? Bana selam verip konuşmasını falan mı?

Dün olanlar yüzünden pek uyuyamamıştım. Annem durmadan kapıma gelip uyuyup uyuyamadığımı sormuştu. En sonunda uyku hapı almıştım. Ne zaman uyuduğumu hatırlamıyorum bile.

Hafta sonu olduğu için 11 gibi kalkmıştım. Annemi kaldırdım ve hemen kahvaltımı yapıp kütüphaneye ders çalışmaya gitmek için hazırlandım. En fazla böyle kafamı dağıtabilirdim.

Tam çıkacakken annem seslendi.

"Talya nereye gidiyorsun?"

"Kütüphaneye gidiyorum anne."

"Dur bende geleceğim seninle dışarıda halletmek gereken birkaç işim var."

"Sen bana söyle ben hallederim anne."

"Yok ben de seninle geleceğim"

"İyi ben aşağıda bekliyorum, biraz hızlı ol anne birazdan otobüs gelecek."

"Tamam hadi in sen, geliyorum ben."

Kapıda beklerken nerdeyse uyuya kalıyordum. Otobüsün gelmesiyle biraz kendime gelmeye çalıştım. Otobüse doğru ilerlediğim sırada sonunda annem kapıda belirdi. Koşar adımlarla otobüse yetiştik.

Kütüphaneye geldiğimzde bir masaya oturup ders çalışmaya başladım. Annem işini bitirince yanıma geldi.

"Talya istersen bugün biraz gezelim, moralin yerine gelir."

Diye fısıldadı. Bu kadın beni nasıl anlıyor?

Ben çalışmam gereken yerlere çalıştıktan sonra annemle gezmeye başladık. Öğlene kadar öylece gezdik. Kendime yeni bir kolye aldım.

Annem, beni Joseph'a olan duygularıma karşı hep destekledi. Bu yüzden hep içimi döktüm anneme. Asıl sorunum babamda idi. Herhangi bir şey duysa çıldırabilirdi. Gerçi çokta umurumda değildi. Daha evinin yolunu bilmeyen adamdan mı korkacaktım?

Eve geldiğimizde o kadar yorgundum ki hemen uyumuştum. Uyandığımda saat 4'e geliyordu. Joseph'tan bir mesaj vardı.

♡:

 Talya bu senin numaran mı?

-13:54

Siz:

 Evet benim

-15:57

♡:

Resim grubuna ekliyorum seni o zaman

Siz:

 Tamam

Bir an ümitlenmiştim benimle konuşmak ister diye. Ama resim kursu içinmiş meğerse. Ama sorun değildi benim için, en azından iletişim kurmuştuk.

-Resim Grubu 2-

+0534:

Kursumuz Pazartesi, Çarşamba ve Cuma günlerinde yapılacaktır. Okuldan sonra saat 17:00'da başlayıp 18:00'da bitecektir!!

+0536:

Tamamdır hocam

Resim grubu değişikliğini anneme söylememiştim. Haber vermediğim için kızabilirdi bu yüzden mesajı gösterip Pazartesi Çarşamba Cuma eve geç geleceğimi söyledim. Sorun etmemişti.

Pazar gününün yarısında uyumuştum diğer yarısında ödevlerimi bitirip boş boş oturmuştum.

Sabah kalktığım da elimi yüzümü yıkayıp hazırlanmaya başladım. Kahvaltımı yaptıktan sonra okula gitmek için otobüs durağına gittim.

Otobüs geldiğinde otobüse bindim ve en ön koltuklardan birine oturdum. Yanımda siyah kapşonlu giyen biri vardı. Kapşonunu ağzına kadar kapatıp iplerini çektiği için yüzü görünmüyordu. Tanıdık bir havası vardı. Geniş omuzları ve kapşonundan sıçramış sarı uzun saçları ilgi çekici duruyordu.

Okula gelince tam kalkacaktım ki yanımda bir hareketlilik hissettim. Birden kapşonunu açtığında bir anlığına şaşırmıştım. Hızlıca ilerlemem gerektiği için yüzünü pek çıkaramamıştım. Ama yünan tanrılarını aratmayan bir güzelliği(?) vardı.

"Hey kenara çekilir misiniz?"

Demesiyle kendime gelmiştim. Otobüsten hızlı adımlarla inip uzaklaşmaya çalıştım. Kalbim patlamak üzereydi. Uzun zamandan sonra Joseph dışında biri bu kadar ilgimi çekmemişti.

Ben hızlı adımlarla okula gidiyordum o da arkamdan geliyordu. Okulun kapısının önüne geldiğimde Pelin ile Lâl duvara yaslanmış ve bekliyorlardı. Kapıdan girerken ikisi de bana gözlerini devirmişti.

Ben biraz ilerledikten sonra arkamı döndüğümde gülüşmeler duymuştum. Daha da psikolojimi bozmadan içeri girdim.

Hala sınıftakilerin bakışları değişmemişti. O günkü gibi aynıydı. O kadar utanıyordum ki ... Sınıfa göz gezdirdiğimde Joseph'ı görmemiştim.Sırama oturdum, ders kitabımı ve defterimi çıkardım. Kapıdan gülüş sesleri gelmeye başlayınca anlamıştım Pelinlerin geldiğini. Tahmin ettiğim gibi Pelin ile Lal içeri girdi. Kafamı masaya gömüp etrafımdakileri duymamaya çalıştım.

Tenefüs zili çaldığında sabah gördüğüm çocuk kapıdan sarkmış birine arar gibi gözüküyordu.

Beni gördüğünde aniden durup yanıma doğru ilerlemeye başladı. Sıramın dibine girdiğinde sıramı tıktıklatıp gülümseyerek konuşmaya başladı.

"Selam."

"Efendim??"

"Hatırlamadın mı beni?"

Diyerek şaşırdı. Bir yerden tanıyor gibiydim ama aklıma gelmiyordu.

"Batın. Çocukken parkta hep beraber oynardık. Unuttun mu cidden?? Joseph'ın abisiyim."

Söyledikleriyle gözlerim fal taşı gibi açılmıştı. Çocukluk anılarım bir anda gözümün önünden geçti. Kafamı kaldırıp çocuğun suratına baktım ve konuştum.

"Batın abi??"

Yurt dışından yeni geldiği için okula dönemin ortasında gelmek zorunda kaldığını söyledi. Tüm tenefüs boyunca sınıftakilerin nasıl kişiler olduğunu ve Joseph'la aramın nasıl olduğunu konuştuk. Teneffüs olunca bana ona okulu gezdirebileceğimi sordu, bende kabul ettim.

Birkaç yeri gezdikten sonra zil çalmıştı. Sınıfına bırakıp kendi sınıfıma geçtim.

Gün boyunca Batın'la beraber zaman geçirmiştim. İyi, hoş biriydi ve iyi anlaşıyordukta . Bir yandan utanıyordum çünkü Joseph'in abisiydi o. Bir yandan da iyi hissetmiştim olanlardan sonra.

Çıkışta okuldan beraber ayrıldık ve otobüse beraber bindik. Giderken Joseph hakkındaki düşüncelerimi sordu. Elim ayağıma dolaşmıştı. Pek bir şey söyleyememiştim. İneceğim zaman el sallayıp güldüm ve otobüsten indim.

Evin yakınlarına gelince gördüklerimle hızla eve koştum. Evdeki eşyaların dışarı çıkarıldığını gördüğümde hızlı adımlarla içeri girdim. Annem nakliyecilerin ayağına sarılmış yalvarıyordu. Annemin kollarını adamın ayağından çekmeye çalıştım ve annemi ayağa kaldırdım. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Onu kendime çekip sarıldım. Bir süre sadece böyle kaldık.

Evin yavaş yavaş boşalışını izliyorduk. Bir süredir annem çalışamadığı için eve doğru düzgün para girmiyordu ve yaklaşık 4 aylık bir kira borcumuz vardı. Anneme bir bardak su verip tabureye oturturdum. Ve odama gidip yanıma alabileceğim bana ait eşyaları bir çantaya sığdırdım. Anneme de bir çanta hazırladıktan sonra annemin yanına gittim.

Annem dayımlarda kalabileceğimizi söyledi. Bende dayımı arayıp müsait olup olmadıklarını, onlarda bir süreliğine kalabileceğimizi sordum. Dayım tereddütsüz bir şekilde kabul edince arabayla gelip bizi alacağını söyledi bizde evin yakınındaki bir banka oturup bekledik.

Eve gelince birkaç eşyamızı yerleştirip yemek yedik. Yemek yerken anneme bugün resim kursu olduğumu söyledim. Kafamı dağıtmamı ve gitmemi söyledi. Ne kadar annemi öyle bırakmak istemesem de gittim.

Gerekli eşyaları alıp okula gitmek için bir minibüs bekledim. Beklediğim minibüs geldiğinde hemen bindim. Dersin başlamasına çok az kalmıştı. Okula geldiğimde ders başlamıştı, koşarak konferans salonuna gittim.

Tam kapının önüne gelince dengemi sağlayamayıp yüzüstü yere kapaklandım. Öyle bir ses çıkmıştı ki dedim sıçtım şimdi. Konferans salonundakiler hemen dışarı koştular. Acıdan gözlerimi açamamıştım. Derin nefes alıp verip kendime gelmeye çalıştım. Yavaşça yerimde doğrulup oturur pozisyona geçtim. Etrafımdakiler bir şeyler konuşuyorlardı ancak başım dönmeye başlamış ve zonkluyordu bu yüzden ne söylediklerini seçemiyordum. Bir anda havalandığımı hissetmiştim. İşte o andan sonrasını hatırlamıyorum.

Uyandığımda yanımda bir kız vardı.

"Ah sonunda uyandın."

"Ne oldu bana lan?"

Hızla doğruldum.

"Yere kapaklandın ya."

"Aa, bir yerim kırılmadı değil mi?"

"Merak etme kırılmadı kırılmadı."

Diyerek kıkırdadı.

"Oh iyi."

"Bu arada ben Börtü."

"Ah, bende Talya tanıştığıma memnun oldum."

"Bende memnun oldum canım."

"Saat kaç bu arada, benim yüzümden ders iptal falan olmadı değil mi?"

"Yok iptal olmadı da ders az önce bitmiş olması lazım. İyiysen gidelim ne yaptıklarını soralım sonra eve gideriz."

"Tamamdır ben bir elimi yüzümü yıkayayım, sen git gelirim."

Tüm gün boyunca utancımdan odamdan çıkamamıştım. Bildiğiniz yüzüstü, jöle gibi yere yapışmıştım. İyi ki Joseph bugün gelmemişti. Beni o halde görmesini istemezdim.

Kursta bugün hoca bir dahaki derste ne yapacağımızı anlatmış. Birazda tanışma faslı olmuş o kadar. Revirden ayrıldığımızda herkes gitmişti o yüzden soramamıştık ne yapılacağını. O yüzden ertesi gün Börtü'yle birini bulup soracaktık. Eğer Joseph'ta gelirse onu da yanımıza almayı planlıyorduk.

Ertesi gün çok erken kalkmıştım. Gece biraz erken yatmıştım. Hemen hazırlandım. Kulaklıklarımı aldım ve evden çıktım. Eve en yakın otobüs durağına baktım. Çokta uzakta değildi. Oraya doğru yürümeye başladım. Otobüsü beklerken şarkı dinledim, yaklaşık 15 dakika sonra otobüs geldi. Boş bulduğum yere oturdum hemen. Batın ile Joseph arkamdaydılar. Öyle günlük konulardan konuşuyorlardı.

Okula geldiğimizde kulaklığımı çıkarıp hızlı adımlarla okula ilerledim. Sabah genelde birileriyle muhatap olmayı sevmezdim. Batın arkamdan ismimi seslenmişti. Ama kafam o kadar allak bullak olmuştu ki cevap vermek istesem de verememiştim.

Sınıfa geldiğimde sınıfın yarısı yoktu. Hemen sırama oturdum, arkamdan da Joseph ile Batın içeri girdi. Batın yanıma oturdu.

"Günaydın Talyacığım, az önce sana seslendim ama?"

Kıkırdayarak,

"Sana da günaydın Batıncığım, biraz kötüyüm de duymadım kusura bakma."

"Hmm, peki."

3.tenefüs olunca Börtü sınıfa geldi. Joseph'ı gösterip dün kursta olduğunu ona sorabileceğimizi söyledi. Bu demek oluyor ki Joseph kursa gelmiş ve düştüğümü görmüştü. Şaşkınlıkla Börtü'nün arkasından giderek Joseph'ın yanına geldim. Doğaçlama yapacağımızı söyleyince Börtü teşekkür edip sınıfına gitti. Börtü'nün arkasından ona bakarken Joseph kıkırdayarak konuştu.

"Dün sağlam düştün yalnız."

"Komik mi?"

"Evet."

Surat yapıp tam gidecektim ki beni kimin kaldırdığını sormak için geri döndüm.

"Bu arada dün kim taşıdı beni revire?"

"Batın taşıdı. Söylemedi mi?"

"Hayır."

Diyerek yerime döndüm. O ne alaka şimdi?

Eve gitmek için durakta otobüsü beklediğim sırada Batın ile Joseph durağa geldiler. Olabildiğince uzak oturmaya çalışmıştım. Kendimi onlardan uzak tutmaya çalışıyordum çünkü başıma bela alamazdım. Pelin'in ne kadar çirkef biri olduğu bir ben birde kendisi bilirdi. 

Otobüsün gelmesiyle içeri girdim hemen. Karşılıklı olan koltuklardan ters olana oturdum. Kuzey'le Atlas hemen karşıma oturdular. Batın bana ve Joseph'a dönerek.

"Bu zamana kadar aynı otobüse bindiniz ve hiç konuşmadınız mı?"

Batın haklıydı. Aynı otobüste 3 yıl boyunca beraber ayno yere gitmiştik. Joseph kuytu köşeye otururdu, bende onu gizli gizli izlerdim.

"Bilmem karşılaşmamışızdır, ondandır."

Belki de sen karşılaşmak istememişsindir?

"Evet evet otobüste kim var kim yok pek bakmam ben."

"Öyle olsun. Bu arada tarihin iyiymiş galiba Talya, beni çalıştırabilir misin? Müsait olmazsan okulda teneffüste bile çalışabiliriz."

"Kim kandırdı seni ben tarih çalışmaktan nefret ederim. En berbat olduğum ders."

Diyerek sessizce gülmeye başladım. Joseph'ın hafifçe kıkırdadığını görünce sesimi biraz daha alçaltmıştım. Batın hayal kırıklığına uğramış gibi bakıyordu.

"Bir an ümitlenmiştim. Gerçekten tarih notumu yükseltmem gerek."

"Eğer seni çalıştıracak biri bulursan bana da haber ver."

Kıkırdayıp tamam anlamında kafasını salladı.

===

Kesinlikle takıntıydı bu. Belki de sadece elde edemediğim içindi bu takıntı. Onun benim olmasını, sadece beni sevmesini, benimle ilgilenmesini istemiştim. Belki benim olsaydı bu his giderdi. Kafamda onu büyütmekten başka birşey yapmamıştım.

O zamanlar Batın benim içim yakın arkadaştan fazlası değildi. Keşke ciddiye alsaydım onu da benim yaşadığımı başkasına yaşatmasaydım. Keşke Joseph'ın büyüsüne kapılmayıp etrafıma baksaymışım. Keşke onu sevmeseymişim. Onun için ağladığım gecelere lanet olsun. Onun için koşturduğum sokaklara lanet olsun. Seni gördüğüm güne lanet olsun. Birinden bu kadar etkileneceğimi hiç düşünmemiştim.

- Talya

===

Dayımın evine gelip kapıyı çaldığımda içerden tartışma sesleri geliyordu. Annemin kapıyı açmasıyla irkilmiştim. Dayıma söylenip duruyordu.

"O adamın evinin yakınına dahi gitmem konuşturma şimdi beni Emin."

"Noluyor anne?"

Dedim ayakkabılarımı çıkarırken.

"Baban evinde kalabileceğimizi söylemiş dayına. Ne diye gidip anlattın ki? Emin, ah Emin."

Annem mutfağa doğru yöneldi. Bende kapıyı kapatıp içeri geçtim.

"Cidden gitmeyeceğiz değil mi?"

"Bilmiyorum..."

Şaşkın ve sinirli bir ifadeyle anneme baktım. Özür diler gibi bakıyordu.

Onun yanına gitmek istemiyordum. Babalığın ne olduğunu bilmeyen herifin tekiydi.

Misafir odasına geçip üstüme rahat bir şeyler aldım ve yatağa uzandım. Dalıp uyuya kalmıştım ki annem odaya girip başımın ucuna dikildi.

"Kalk gidiyoruz."

Gözlerimi ovuşturup yüzümü ekşittim.

"Nereye?"

"Babanın yanına."

Gözlerim fal taşı gibi açılmıştı. Annemin kabul edeceğini düşünmemiştim.

"Nasıl?"

"Baya."

"Anne senin ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu? Ne demek oraya gidiyoruz?"

"Konuşmada eşyalarını topla. Artık orada kalacağız."

"Anne!"

Sinirle anneme çıkışmıştım. Kaşlarını çatıp kapıyı çarpıp odadan ayrıldı.

Bir süre öylece duvarı izledikten sonra eşyaları toplayıp güzelce düzenledim ve odadan dışarı çıkardım.

Camdan aşağı baktığımda o siyah lüks zengin arabalarından biri vardı.

Odadan çıkıp anneme bakındım çoktan aşağı inmişti görünüşe göre. Dayıma yardım edip edemeyeceğini sorup zaten az olan iki üç çantayı aşağı indirdik.

Annem ile kavga ediyorlardı. Tek değişmeyen şey buydu zaten. Kavgaları hiç bitmiyordu.

Dayıma gülümseyip vedalaştım.

Annemlere tekrar döndüğümde kavga etmeyi bırakmışlardı ve o bana doğru geliyordu.

Ona baba demek istemiyordum. Hak etmiyordu. Hiçbir şeyi hak etmiyordu. Elindekileri, bizi ve o küçücük çocukları.

Kolunu omuzuma atıp,

"Görüşmeyeli nasılsın Talya? Annenle kalmak zordur senin için. Nasıl dayanıyorsun bu kadına kızım benim?"

Kolunu omuzumla itip çıkıştım.

"Seninle kalmaktan kat kat iyi. Annemin yerini kimse tutamaz. Ve bana kızım deme."

Bıkmıştım artık kavgalarından. Bir gün olsun doğru düzgün konuşup çözmüyorlardı sorunlarını. Daha küçücükken sırf onların birbirlerini çekemeyişlerini, birbirlerine gereksiz tirip atmaları ve kıskandırmalarını izleyip kendim bir çözüm bulmak için oturup düşünmüştüm.

Ben 10'lu yaşlarımda iken annem işinden dolayı geceleri eve gelmez sabah erken saatlerde döner, eve gelincede saatlerce uyurdu. O da sabahları işe gider, akşamları yanında her gün farklı bir kadınla eve dönerdi. Annem bilmesine rağmen susardı. Neden bilmiyorum. Annem o adam karşısında hep susmayı seçmişti. Bir gün dayanamayıp kavgalarının ortasında çığlık atmıştım. Artık durmalarını yoksa evden gideceğimi ve bir daha dönmeyeceğimi söylemiştim. O adamın umurunda dahi değildim zaten. Annem bana öyle bir bakıyordu ki... O gün kavgayı bırakıp düzgünce konuşmuşlardı. Annem işi bıraktığını beni de alıp gideceğinden bahsetmişti. O çılgına dönmüş, benim onun çocuğuda olduğumu ve bırakmayacağını söylemişti. Cidden korkutuyordu beni.

Velayeti aldığında kendime gelememiştim. Annemle vedalaşmamızı hala dün gibi hatırlıyorum. Vicdansız adam bir dakika dahi görüşmemize izin vermemişti.

O, ben ve her gün farklı bir kadın ile yaşıyorduk. Ta ki iğrenç zihniyetini daha da bozana kadar. 13'üme kadar onunla kalmıştım ve beni rahatsız eden tek şey annemin yokluğu, babamın varlığı ve bitmeyen gecelerdi.

Bir gece odamda öylece resim çizerken içeri girdi.

"Kızım ne yapıyorsun bakalım?"

"Resim."

Aynı ortamda bulunduğumuzda vücudum gerim gerim geriliyordu. Suratına dahi bakmak istemiyordum. Yanıma yaklaşıp;

"Pekii. Abiler geldi aşağıdalar oyun oynamak istiyorlarmış aşağı in bakalım."

"Bilmem."

Yavaşça kulağıma eğildi.

"Çok eğlenceli bir oyun ama."

Kafamı kaldırıp ona baktığımda sırıtıyordu. Beni 5 yaşında çocuk falan zannediyordu herhalde.

"Şuan oyun oynamak istemiyorum."

"İsteyip istemediğini sormadım Talya kalk şurdan."

Kızgın bir ifadeyle kolumdan sıkıca tutup beni duvarlara vura vura alt kata indirdi. Normalden fazla korkmaya başlamıştım. Salonda uzun L koltuğa oturmuş genç abiler sohbet ederken benim ağlama sesime konuşmalarımı bitirip bize dönmüşlerdi. Ne yapacaklarını anladığımda kaçmaya

çalışmıştım ama pezevenkler benden daha akıllı ve kuvvetliydiler.

Oradan sonrasına dilim varmıyor zaten.

O günden sonra bir hafta kendime gelemedim. Bir hafta sadece yattım ve uyudum. Geceleri hala kadın getiriyordu eve.

Annem bir gün eve gelmiş halimi görünce hastaneye götürmüştü. Yine kavga etmişlerdi. Yine bağırıyorlardı. Doktorun söylediklerine karşın o direkt hastanede tutuklanmış, benim velayetimde anneme geçmişti. Annem ben kendime geleyim diye çok uğraştı. Bende çok uğraştım ama benim içimde hala bir travma olarak kaldı o.

Beni en çok üzen şey o adamın bunlar olurken pişkince sırıtıp rahat rahat oturup kendini tatmin etmesiydi.

Yol boyunca çıt çıkmamıştı arabada. Etraftaki lüks zengin evlerini izleye izleye moralim bozulmuştu.

Eve geldiğimizde mırın kırın ederek arabadan indim. Eşyaları alıp eve ilerledik. Ev aynı villa gibi büyük, lüks ve güzeldi. Okuluma daha yakındı ancak burada kaldığım süreç benim için iyi geçmeyecekti.

İçeri girdiğimizde "babam" uzun koltuğa oturup hizmetçileriden birine çay getirmesini diğerine de bize odalarımızı göstermesini söyledi. Eşyalarımı gösterilen odama bırakıp annemin yanına gittim.

"Anne... Neden geldik buraya? Beni neden yok sayıyorsun? Hiç mi korkmuyorsun bu adamdan?"

"Benim yanımda sana bir şey yapamaz."

"Yaptı, yapar. Sana bir şey yapmayacağı ne malum?"

"Tamam Talya yeter. Başka seçeneğim yok. Lütfen artık üstüme gelme."

"Dayımda kalıyorduk ne güzel. Rahatsız da olmuyorlardı."

"Talya yeter dedim! Odana git!"

Bir anda annemin sesi yükselmişti. İrkilmiştim. Sessizce kendi odama geçtim. Bir süre öylece yatağımda uzandım ve boş boş düşüncelere daldım.

Biraz hava almak için dışarı çıkıp etrafta dolandım. Hava kararmaya başlamış gökyüzü tupturuncu rengiyle göz kamaştırıcı duruyordu. Yakınlarda bir park olduğunu görünce adımlarımı hızlandırdım. Ağaçlardan birinin altına oturdum ve etrafı izledim. Sırtımı yeşillik alana yaslayıp toprağın yumuşaklığını hissettim. Tertemiz hava, çimen ve toprak karışımı kokusuyla içimi ferahlatmıştı. Biraz olsun iyi gelmişti bana.

Bir grup erkek sesi duyduğumda kendime gelmiştim. Yattığım yerden doğrulup oturur pozisyona geçtim. Joseph'ı gördüğümde gözlerimin içi parlamıştı. Bu civarlarda mı oturuyorlardı ki?

Cebimden telefonumu çıkarıp kameradan kendime bakarak görünümüme çeki düzen verdim. Batın'ın bana seslenmesi ile kafamı onlara çevirdim. Batın mutlu mutlu bana doğru geliyordu.

"Talya!"

"Aaa, Batın abi!"

"Senin buralarda ve yerde ne işin var lan."

Diyerek yerden kalkmama yardım etmek için elini uzattı. Elini sıkıca tutup ayağa kalktım:

"Çoook uzun hikaye Batın abi. Belki başka zaman uzunca anlatırım. Şimdilik Babamın yanında kalıyoruz Bir etrafa bakınayım dedim bende."

"Eee desene eski zamanlardaki gibi hep beraber olucağız bundan sonra."

"Değil mi ya?"

Diyip kıkırdadım ve göz ucuyla Joseph'a baktım. Bizi takmıyor, yanındaki arkadaşlarıyla arkalarını dönmüş gidiyorlardı.

"Şey ben sizi tutmayayım. Babam kızmasın."

Söylediğim ile beraber Joseph bana döndü. Joseph, babamdan ne kadar nefret ettiğimi ve babam yüzünden ne zorbalıklar gördüğümü çok iyi biliyordu.

"Bir şey olmaz ya. Biraz daha dur."

Dedi Joseph arkadan.

"Yok yok başıma iş almak istemiyorum. Yarın okulda görüşürüz."

Batın Joseph'e sinirli bakışlarla omuzundan tutup konuştu.

"Bırak kızı gitsin."

Batın'ın dediğiyle ortam gerilmişti. Onlara veda edip evin yolunu tuttum.

-

Eve girer girmez babamın bağırmasıyla irkilmiştim ve geriye çekildim. Değiştiğini düşünmüştüm. Hızla tokat atmak için üstüme atıldığında elini havaya kaldırdı.

"Sen nasıl benden izinsiz dışarı çıkarsın! Sizi düşündüm ve iyilik edip evime aldım ama kafanıza göre yaşayamazsınız benim evimde!!"

Annemin önüme geçmesiyle şaşırmıştım. Genelde bizden uzakta bir yerde durup babamın susmasını beklerdi. Daha önce hiç onu durdurucağını düşünmemiştim.

"Yeter artık bir sal şu kızı. Bıktık senden. Zaten yeterince stresli bir zamandayız seni çekemeyiz.

Lütfen elleme çocuğa."

Biraz olsun sesizleşmiş ve sakinlemişti. Bir süre anneme dik dik baktıktan sonra:

"Cezalı. Onu ben götürüp getiricem okula. Okul haricinde dışarı çıkmak yasak. Nokta."

Yine başa döndük desene.

-

Dün tüm gece uyuyamamıştım. Babamın bana söylenişlerinden bıkmıştım. Gözüme gram uyku girmemişti ki sadece 1 saat uyumuştum. Babamın sabahın köründe beni kaldırması ile de tüm moralimi alt üst etmişti. Artık zaten her hangi bir şeye katlanacak durumda değildim.

Babam okulun kapısında beni indirmiş okulun içine girene kadar da kapıda beklemişti. Başım döne döne içeri girmiştim.

Sınıfa girdiğimde sırama oturup kafamı gömdüm ve uyumaya çalıştım. Bir kere uyandırıldığımda uykuya dalmam çok uzun sürüyordu bu yüzden kafamı kaldırıp içeri girenleri izledim. Yine herkes bana tiksinmiş ve alaycı suratları ile bakıyorlardı.

İçeri somurtmuş bir Batın girince gözüm Joseph'ı aramıştı. Kafamı kaldırıp yanıma doğru gelen Batın'a baktım. Beni görünce mutlu olmuştu. Gülümseyip el salladım.

"Günaydınn."

"Günaydınn, neredesin sen? Otobüste göremeyince gelmeyeceksin zannetim."

"Bundan sonra babam getirip götürecek."

"Oh, anladım."

Batın yanıma oturdu. Sırtını sıraya yaslayıp yüzümü ona doğru çevirdi. Ne yapacağını beklerken:

"Sen de bir şeylik var. İyi misin? Bir sorun yok değil mi?"

Sorduğu soruyla şaşırmıştım. Halimi sormasını beklemiyordum. Hafifçe gülümseyip gözlerim dolmasın diye gözlerimi kıstım.

"Çok rezil biriyim. Daha ne kadar iyi olabilirim ki?"

Ellerini yanaklarıma koyup kafamı sağa sola salladı. Sıcacık elleri suratımı ısıtmıştı.

"Hep böyle konuşmayı bırak. Ne rezilliği? Sen rezilsen ben en rezilim."

Diyerek gülümsedi. Sessizce kendi kendime konuştum:

"Tabii sen bilmiyorsun..."

"Efendim?"

"Bir şey yok boşver."

Diyerek yüzümde duran ellerini çekip önüme döndüm ve kafamı masaya gömdüm. Zil çalınca o da sınıfına gitti.

Omzumda hissettiğim dokunuşla irkilmiştim. Kafamı sıradan kaldırım. Tepemde dikilen Joseph ile karşılaşınca yerimden hızla doğrulup dağılmış saçlarımı düzelttim.

"2 derstir uyuyorsun. Kalk hadi."

"Teşekkür ederim uyandırdığın için."

Diyerek gülümsedim ancak bir şey demeden arkasını dönüp gitmişti.

Öğle arası geldiğinde yine camımın önüne -atölyenin önü- geçtim ve dışarıyı izlemeye başladım. İnsanlar arkadaşları ile yürüyor, sohbet ediyor, gülüşüyor ve şakalaşıyordu. Bir süre gözlerim Joseph'ı aramıştı.

Onu izlemek, neler yaptığını ve neler yapmayı sevdiğini, zevklerini öğrenmek benim için bir aktivite haline gelmişti.

O yine arkadaş grubunun yanında sessiz sessiz arkadaşlarını dinliyordu. Bir anlığına kafasını kaldırdığında göz göze gelmiştik. Kafasını eğip kıkırdadı. Neden gülmüştü ki şimdi?

Yanında bana görünmek için el sallayan Batın ile gülmemi durduramamıştım.

Eve dönerken yine babamla laf dalaşına girmiştim. Onun susmayacağını anlayınca ben susmuştum, ki o sussun. Eve girer girmez odama kapanıp yatağa uzandım.

Neredeyse bir hafta boyunca okula git, geri gel, kursa kal, odamda yat uyu, kalk, odada dolan, geri yat, yemeğini ye, sıç, yat. Hep aynı şeyler dönüp durdu. Annem zaten halinden memnundu. Bu da beni üzüyordu. Hala onu affetmiş olması beni şaşırtıyor.

Tüm bu olanlara rağmen Joseph ile daha çok konuşmaya başlamış ve arkadaş olmuştuk. Beni mutlu eden tek şey buydu. Her teneffüs yanıma gelip benimle konuşmaya çalışıyordu. Ben ise dilim tutulup kalıyordum.

Yine her zamanki gibi sırama kafamı yaslamış bir şekilde sınıfı izliyordum. İki saniyeliğine gözlerimi kapattığımda yanımda bir hareketlilik hissettim. Yavaşça gözlerimi açmam ile birlikte kafasını sıraya benim gibi yaslayıp bana bakan Batın'ı gördüm. İlkin irkilmiştim. Yutkunup kafamı masaya çevirdim ve doğrulup kendime geldim. Batın da doğrulup kıkırdadı.

"Bakıyorum yine mutsuzsun."

Onun gülümsemesi keyfimi yerine getirmişti. Ensemi kaşıyarak hafifçe gülümsedim.

"Her zaman ki halim bu. Mutsuz falan değilim yani."

"Hm hm kesin öyledir hanımefendi."

Çıkışta yine malum kişiyi bekliyordum. Aniden sırtıma hafifçe vurulmasıyla irkilmiştim. Vuran kişiye baktığımda 32 diş gülümseyen Batın'ı görmüştüm. Hafifçe gülümseyip alttan alttan el salladım. O da bana el salladığında Joseph Batın'ın yakasından tutup kendine doğru çekmiş ve yollarına yürüme devam etmişlerdi.

Neden böyle yaptığını düşünürken çalan korna ile yüreğim ağzıma geldi. O an anlamıştım neden olduğunu. Babam arabanın içinde bana sert sert bakıyordu. Seslice yutkunup yavaşça arabaya bindim. Her zamanki gibi sessiz geçen yolculuk babamın dişlerini sıkma sesiyle yer değiştirmişti.

Eve geldiğimizde hızlı adımlarla odama kaçtım ve kapıyı kapattım. Babam Batın'ı küçüklüğümden beri sevmez ve onunla görüşmemi asla istemezdi. Babalarımız arkadaş olduğu için biraz olsun tanıyordu Batın'ı. Onu yanımda görmesi onu sinirlendirmişti.

Yakından gelen ayak sesleri sanki deprem oluyormuşçasına sesli geliyordu. Ellerim tir tir titriyordu korkudan. Kapı açıldığında iş işten geçmişti.

Akşam yemeğinden sonra odama kapanmış acıyan kollarıma baka baka ağlamıştım. Kolumdaki morluklara teker teker nazikçe krem sürdüm. Bir süre sonra ağlamanın sadece başımı ağrıtıp moralimi bozduğunu düşünüp ağlamamı durdurdum. Bu baş ve kol ağrılarıyla uyuyamazdım zaten.

Gece yarısı cama tıklanma sesiyle irkildim. Hızla kalkıp perdeleri araladım ve dışarıya baktım. Karanlıkta birinin durduğunu gördüm. Kalbim hızla atmaya başladı. Bir an için babamın geldiğini düşündüm, ancak figürü daha dikkatli incelediğimde Joseph olduğunu fark ettim.

Kalbim hala hızlı atıyordu, ancak içimde bir rahatlama hissettim. Joseph, sessizce bana doğru el salladı. Perdeleri aralayıp pencereyi açtım.

"Ne işin var burada, bu saatte?"

Diye sordum, sesimdeki şaşkınlığı gizleyemeyerek. Joseph, sessizce konuştu: 

"Seni görmeye geldim. Dertleşmek için."

İlk başta tereddüt ettim, ancak içimdeki merak ağır bastı. Hızla giyinip dışarı çıktım. Joseph, sessizce beni gözlerken, karanlıkta parkın kenarına doğru yürüdük.

Gölgelerin arasında durduğumuzda, Joseph konuşmaya başladı.

"Seninle konuşmak istiyordum. Son dönemdeki samimiyetimiz, daha önce konuşmamış olmamızı büyük bir eksiklik gibi hissettiriyor. Seni anlamak ve yakın olmak istiyorum."

Joseph'in samimi sözleri beni şaşırtmıştı. Sıcaklığı ve anlayışı sanki karşımda başka biri varmış gibi hissettiriyordu.Gözlerim dolarken, ona şaşkın bir şekilde baktım.

"Son zamanlar cidden benim için pek iyi geçmiyor. Burda ima yapmak istemiyorum. Senden hoşlandığını açık bir şekilde biliyorsun. Ve samimiyetin beni mutlu ediyor. Şimdiye kadar senden ne kadar uzak durduysam o kadar seviyordum seni."

Joseph, meraklı bir ifadeyle yanımda duruyordu. Yüzümden yavaşça akan birkaç damla gözyaşını fark etti.

"Üzgünüm, seni ağlatmak istemezdim."

Başımı sallayarak gülümsedim.

"Hiç sorun değil. Senin burada olduğunu görmek bile benim için çok şey ifade ediyor."

Bir süre sessizce parkın kenarında oturduk, yıldızları izleyerek. Joseph'ın yanımda olmasıyla içimdeki huzur ve mutluluk artmıştı. Daha önce hissetmediğim bir sıcaklık duygusuyla dolmuştum.

Uzun bir süre sonra, sessizce kalkıp eve geri dönmeye karar verdik. 

Joseph ile beraber eve yürürken, sessizlik içinde kendi düşüncelerime daldım. Onun bana karşı olan samimiyeti ve desteği beni gerçekten etkilemişti. Bu kadar karanlık bir dönemde bile birinin yanımda olduğunu hissetmek, içimi hoş etmişti.

Eve vardığımızda, Joseph'a dönüp tekrar teşekkür ettim.

"Gerçekten, bu gece benimle konuşmaya geldiğin için teşekkür ederim."

Joseph gülümsedi ve nazikçe başını salladı.

"Benim için hiç sorun değil. Seninle vakit geçirmek istedim sadece."

Eve girdiğimde, odama doğru ilerlerken içimde hala Joseph'ın sıcaklığı ve samimiyetiyle dolu bir huzur vardı. Belki de, en azından yakın arkadaş olabiliriz.

Odanın içine girdiğimde, yatağıma uzandım ve Joseph'ın sözlerini düşündüm. Ona bir nevi açılmıştım. İyi gelmişti.

Bir sonraki gün, okula gitmek için hazırlanırken içimde biraz daha umut vardı. Babamı beklerken kulaklıklarımı taktım ve müziğin huzuruna kapıldım.

Double Page Mode

Please rotate your device to landscape for the best experience.

Comments (0)

To post a comment, please log in.
×
Recommended for You

Did you enjoy this chapter?

Did you enjoy this chapter? Rate it below!

5.0 / 5.0 1 ratings
Please login to rate chapters.
Discover Series Menu Feed Login
Series
Menu
×